İstanbul’un yedi tepesinin altında uyanan kadim bir açlık, sadece kanı değil şehrin hafızasını da emmeye hazırlanıyor.
Sene 1891... Dersaadet’in üzerine çöken ağır sisin içinde, Sahaflar Çarşısı’nın tozlu rafları arasında ömrünü tüketen Hattat Selim Efendi, önüne gelen gizemli bir vakfiyenin mührünü açtığında İstanbul’un kaderini sonsuza dek değiştirir. Bu mühür bildiğimiz balmumundan değil, hâlâ ılık olan pıhtılaşmış bir kan damlasından ibarettir. Mührün kazınmasıyla birlikte, Bizans’ın dehlizlerinden Osmanlı’nın saraylarına sızmış olan "Eski Kan" ve onun temsilcisi Konstantin Efendi uyanır.
Selim Efendi, yazdığı her harfin aslında şehri canavarlara açan bir davetname olduğunu geç de olsa fark eder. Ancak mürekkep artık kendi kanıdır ve yazdığı her satırla hayatı damarlarından çekilmektedir. 19. yüzyılın gotik atmosferinden modern İstanbul’un dijital karanlığına uzanan bu serüvende; porselen maskeli aristokrat vampirler, gölge algoritmalar ve siber-saltanat hayalleri birbirine karışır.
Karakterler ve Çatışma
Hattat Selim Efendi: İstanbul’un sonunu yazan "Lanetli Yazıcı"ya dönüşen, kalemi kemikten, mürekkebi kendi kanından olan trajik kahraman.
Konstantin Efendi: Bizans’tan bugüne süzülen, şehri bir "Siber-Saltanat" olarak yeniden kodlamak isteyen kadim karanlığın efendisi.
Kâmuran (Araf Hattatı): Siyahın (Konstantin) ve beyazın (Yusuf) arasındaki dengeyi tutan, iki dünya arasında köprü kuran "Gri Mizan".
Yusuf: Radyo frekanslarının ve beyaz mürekkebin gücüyle Konstantin’in karanlığına karşı duran, saflığın temsilcisi.
Evrenin Derinliği
"Karanlık İstanbul", okuyucuyu sadece bir korku hikâyesine değil, İstanbul’un yaşayan bir el yazması olduğu çok katmanlı bir evrene davet ediyor. Kitapta mekânlar sadece dekor değildir:
Yerebatan Sarnıcı: Kızıl suların tersine aktığı, Medusa başının gözlerini açtığı karanlık bir simya kazanı.
Galata Kulesi: Şehre tepeden bakan, taşlaşmış martıların ve devasa gölgelerin mekânı.
Siber-İstanbul: Neon ışıklarının altına gizlenmiş veri virüsleri ve gölge algoritmalarla yönetilen modern bir kâbus.
Neden Okumalısınız?
Okan Ceylan, Osmanlı’nın mistik atmosferini modern dünyanın siberpunk öğeleriyle ustalıkla harmanlıyor. "Gerçek, mürekkebin bittiği yerde başlar" mottosuyla yola çıkan roman, kaderin mi yazıldığı yoksa yazılanın mı kader olduğu sorusunu sordurtuyor. İstanbul’un her sokağının bir satır aralığı, her binasının bir mezar taşı olduğu bu karanlık vakfiyede, son noktayı koymak aslında her şeyin yeniden başlamasıdır.
2006 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Türkçe Öğretmenliğinde eğitimine devam etmektedir.
Edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda okuma tutkusuyla başladı ve üniversite eğitimiyle birlikte bu
kuramsal bir derinlik kazandı. Şiirlerinde geleneksel imgeleri modern bir dille harmanlamaya; varoluş, zaman, yalnızlık, kentsel dönüşüm ve bireyin iç dünyasına odaklanmaktadır.