Zihnin Karanlık Koridorlarında Bir Hesaplaşma: Hatırlamak mı Daha Ağır, Unutmak mı?
Sabahın gri ışıkları odasına dolarken, hayatını milimetrik bir düzen ve mutlak bir kontrol üzerine kurmuş bir adam için kaçınılmaz olan artık kapıdadır. Yıllarca gölgelerde yaşamayı, iz bırakmamayı ve duyguları birer zayıflık olarak görmeyi öğrenmiş bu eski "fedai", şimdi en büyük düşmanıyla karşı karşıyadır: Kendi zihni.
Masasında duran bir zarf ve içindeki "ilerleyici" teşhis, sadece bedenin değil, yıllardır kilitli tutulan anıların da çözülmeye başladığının habercisidir. Artık günler yapılacak işlerle değil, geçmişin hayaletleriyle doludur. Zihninin kapıları kontrolsüzce açılırken, kendisini hem izleyen hem de yargılayan bir yabancı gibi kendi geçmişinin içinde bulur.
"Fedainin Aynası", İstanbul’un dar sokaklarından hastane odalarının soğuk sessizliğine uzanan, zamanın ve mekanın iç içe geçtiği sarsıcı bir psikolojik yolculuk. Bir yanda kusursuzca planlanmış eylemler, diğer yanda bu eylemlerin geri alınamaz gerçekliği...
Zihinsel Bir Labirent: Gerçeklik ile sanrının, şimdi ile geçmişin birbirine karıştığı katmanlı bir anlatı.
Varoluşsal Bir Sorgulama: Kimlik, suçluluk ve "özne" olmanın sınırları üzerine derin bir tefekkür.
Sessiz Bir Yüzleşme: Bir adamın, kendi inşa ettiği duvarların yıkılışını izlerken bulduğu o çıplak ve yorumsuz gerçeklik.
Kaçışın artık mümkün olmadığı o tek ana sıkışan bir yaşamın, sessiz ama derinden gelen hikayesi. Fedainin aynasına baktığınızda gördüğünüz şey sadece bir yüz müdür, yoksa asla kapanmayan tek bir gerçeklik mi?
2006 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Türkçe Öğretmenliğinde eğitimine devam etmektedir.
Edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda okuma tutkusuyla başladı ve üniversite eğitimiyle birlikte bu
kuramsal bir derinlik kazandı. Şiirlerinde geleneksel imgeleri modern bir dille harmanlamaya; varoluş, zaman, yalnızlık, kentsel dönüşüm ve bireyin iç dünyasına odaklanmaktadır.