"Her şeyin kaydedildiği ama hiçbir şeyin hissedilmediği bir dünyada, tek bir hıçkırık düzeni yıkmaya yeter mi?"
Güneşin bile verimlilik esasına göre doğduğu, gökyüzünün gri bir metal sessizliğine büründüğü bir şehir... Burada her şey "Büyük Denge" için tasarlanmıştır: Acı yok, neşe yok, fazlalık yok. Sadece düzen var.
Aren, Arşiv Dairesi’ndeki hücresinde her gün binlerce "duygusal atığı" imha eden sadık bir sistem dişlisidir. Ancak bir sabah, kulaklıklarından sızan eski bir ses dosyası her şeyi değiştirir. Bu bir melodi ya da kelime değildir; bu, asırlardır unutulmuş sarsıcı bir insan hıçkırığıdır. O an Aren’in göğsünde, sistemin asla tanımlayamadığı bir sızı başlar.
Arşivci, elindeki veri tabletini bir kenara bırakıp şehrin yasaklı bölgelerine, Hafıza Evi’nin derinliklerine ve kendi ruhunun dehlizlerine doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Leyla’nın umudu, Piyanist’in rüzgarla yarıştığı notaları ve Vane’in silaha dönüşen öfkesiyle birleşen Aren; şehrin ağır, metalik uykusunu bozmaya kararlıdır.
Duygusuz Şehir, distopik bir atmosferde özgürlüğün, hatıraların ve insan olmanın bedelini sorgulayan sarsıcı bir direniş hikayesi.
“Hikaye bitti. Şimdi yaşama zamanı.”
2006 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. Halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Türkçe Öğretmenliğinde eğitimine devam etmektedir.
Edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda okuma tutkusuyla başladı ve üniversite eğitimiyle birlikte bu
kuramsal bir derinlik kazandı. Şiirlerinde geleneksel imgeleri modern bir dille harmanlamaya; varoluş, zaman, yalnızlık, kentsel dönüşüm ve bireyin iç dünyasına odaklanmaktadır.