Bir sinir bilimci veya beyin hastalıkları uzmanı, 15 Temmuz 2016’da olan darbe girişimi veya daha açık olarak adlandırdığım işgal girişimi konusunda ne yazabilir? Bir sinir bilimci bireysel özgürlük, toplumsal demokrasi hakkında ne yazabilir? Sonuçta ne siyasetçi, ne güvenlik uzmanı, ne sosyolog ne de hukukçuyum. Ancak bireyin aslında onu yöneten “beyin” olduğunu düşündüğünüzde, bütün kişisel veya kişilerin oluşturduğu davranışların sinir bilimsel bir açıklamaya indirgenebileceği rahatlıkla anlaşılabilir. Örneğin, kişilerin davranışlarına bakarak onları tahlil edebilirsiniz: bencil (egoist), kötü, manyak, psikopat, özverili, yardımsever gibi. Bir sinir bilimci, psikiyatr ve psikolog ise insan davranışlarına bakarak, kişinin beyninin neresinin ön planda veya baskın çalıştığını da görür. Sonuçta insanların oluşturduğu her şey beynin ürünüdür: sanat, siyaset, ideolojiler, teknoloji, savaşlar, terör, bilim…
Dolayısı ile kitapta, bireysel beyni ve onun davranışlarının nedenlerini ele alacağım. Bu davranışların beyinsel temelini de 15 Temmuz’da yaşadığımız işgal girişimindeki olayın bütünlüğünü anlamaya çalışacağız. Sonuçta bireylerin davranışlarını yöneten bir beyne sahiptir ve toplum da bireylerden oluştuğu için toplumların da aslında beyinlerden oluşan bir daha üst davranış örüntüsü vardır. Hepimiz sonuçta elimizle, kolumuzla hareket etsek de, irademiz olduğunu düşünsek de, özgürce seçimler yaptığımızı kabul etsek de bütün bu davranışların temeli beyninizdir. Dolayısı ile 15 Temmuz’da yaşananlar aslında bir yönüyle kişilerin veya grupların beyinleri ile ilgilidir.
Özetle aslında tüm siyası veya ideolojik, dini kavgalar aslında beyin içi kavgalardır. Beyin içi kavga yapan beyinsel yapıcıkların hangisinin baskın geldiğine veya kavgayı kazandığına göre de 7,5 milyar insanın farklı davranış yapısı ortaya çıkar. Elbette bu kadar çok sayıda beyine sahip insanın ortak özellikleri de vardır. Ortak özelliklerden kaynaklanan birliktelikler ve gruplanmalar ortaya çıkar: solcular, sağcılar, komünistler, liberaller, Müslümanlar, Hristiyanlar, mezhepler… Hepsi aslında ayrı beyin ama ortak ağırlık merkezine göre kümelenme gösterirler.
Birinci bölümde, eski darbelerden kısaca bahsedip, 15 Temmuz işgal girişimi esnasında şahitliğimi ve kısa süre sonrasında işimle ilgili yaşadığım mağduriyeti -ya da daha açık ifade ile buna zülüm demek daha doğru olabilir- ele aldım. Adalet bir şeyi olması gereken yerine koymak ise, zülüm de olması gereken bir yere bir şeyi koymamak veya onu bulunduğu yerden almaktır. Zülüm, mağduriyet kelimesinden daha etkin ise de beş parasız insanı ortada bırakmak, işini elinden almak zülüm olsa gerek. Dolayısı ile kişisel olarak yaşadığıma zülüm demek daha doğru kendi açımdan. Sonuçta yaşadığım toplum bu toplum ve 15 Temmuz’da da bu toplumun bir bireyiydim ve hala da bu toplumdayım. Yaşanılan mağduriyet ve bazı siyası yaklaşımların sakıncasını kendi şahitliğimle ele aldım. Tarafsız, tamamen gördüklerimle ve şahitliklerimi yazdım.
İkinci bölümde, insan beynini ve onun kendi yapısını davranışlarımız açısından ele alacağım. Günlük yaşamda gördüğümüz birçok davranışlarımızın ve karar vermelerimizin, inançlarımızın ve değer yargılarımızın, ideolojik bakış açılarımızın aslında beyinden kaynaklandığını anlatmaya çalışacağım. Dış dünyada gördüğümüz sağ-sol, ben-öteki, modern-gerici gibi radikal ideolojik ve düşünsel tutumların aslında beynin temelli odluğunu göstereceğim. Bu yönüyle bakıldığında aslında, savaşlar veya çatışmalar, ötekileştirmeler tamamen farklı beyinler arası uyumsuzluk ve kabul etmemelerin sonucu gibi görünse de aslında aynı çatışma kendi beyin içimizde de bir ölçüde vardır. Yani hepimizin beyninde biraz terörist, biraz sağcı, biraz solcu, biraz sömüren, biraz ötekileştiren, biraz sama şeylere inanan, kendi aklını başkasına vermeye hemen razı olan davranış örüntüleri hazır vardır. Beynimizdeki bu özelliklerin ağırlıklarına göre dış dünyada görünen bir kişiliğimiz oluşur ve o kişilikle de belli bilgi üzerinde inançlarımızı yerleştiririz. Yani özetle, beynimizin için de dış dünyadaki çatışmalar gibi bir çatışma vardır ve ağırlıklarına göre hangisi kazanıyor veya baskın gelir ise siz o kişi olursunuz. Bu amaçla beynin iradi olan alın bölgesi kısmı, çok farkı bir dünya oluşturan sağ-sol beyin yarıküreleri, beynin evrimsel olarak “sadece yaşamda kalmayı sağlayan” ilkel ve “estetik bir insan” şekli veren yeni beyin yapıları arasındaki çatışmaların nasıl olduğunu aktaracağım. Bütün bunlara bireysel baktığımızda, beyinsel olarak olduğumuz kişiler de toplumsal yapımızı oluşturur. Kişilerin toplumsal mizaç ve karakterleri olduğu gibi toplumların da mizaç ve karakteri oluşur. Yani beyni tanıyacağız. Kendi beyninizi tanıyacaksınız. Oradan da toplumumuzun beynini anlamanızı sağlayama çalışacağım.
Üçüncü bölümde, darbe girişiminde bulunanları da ele alarak zihin kontrolü gibi bir şeyin olup olamayacağını ele alacağım. Zihin kontrolü konusu bu ülkede birçok kişinin konuşurken sapla samanı birbirine karıştırdığı bir konudur. Halkın karıştırması normal olabilir ama TV tartışma programlarına uzman olarak çıkıp “insan davranışını değiştiren” birçok farklı şeyi aynı şey gibi anlatan uzmanlara şaşırmamak elde değil. Zihin kontrolünün ne olduğunu açıklayıp, hangi yollarla yapılabileceği veya yapılamayacağını açıklayacağım. Bu bölümde zihin kontrolü hakkında ayrıntıyı ve gerçekleri öğreneceksiniz. Aynı zamanda bu zihin kontrolünün 15 Temmuz işgal girişiminde bulunan kişilerde uygulanıp uygulanamayacağını da anlamış olacaksınız.
Dördüncü bölümde, darbe veya işgal girişiminde bulunan kişilerin beynini ve davranış şekillerini ele alacağım. Elbette böyle bir konuda, peşinden gittikleri Mehdi’lerinin beynini ve de teröristlerin beyin yapılarını, kişiliklerini ele almadan olmaz. İşgal girişiminde bulunanların neredeyse yarım asırlık bir şekilde sağ beyinlerinden ele alınıp (mistik, biz, yardım, hizmet, empati), daha sonra sol beyin yarı kürelerinin ele geçirilip (ötekiler, dışımızda kalanlar, her yol mubah, ahlaki değer kaybı, empati yokluğu ile) kullanıldığını göreceksiniz. Aynı zamanda bu kişilerin, iradelerinin nasıl başkalarına teslim edilip, onurlarından vazgeçtiklerini de beyinsel bakış açısı ile göstereceğim. Bu şekildeki sinir bilimsel veya beyinsel bir bakışın da “suçluyu aklamak” olmadığını, daha çok “suçu anlamak” olduğunu da başlangıçta vurgulamak isterim.
Beşinci bölümde, işgal girişimine karşı kendini feda etmeye hazır kahramanların beyin yapısını ele alacağım. Kahramanların nasıl helikopterden ateş edilirken silaha karşı yürüğünü, tankın altına nasıl bir psikoloji ile yattığını, korkunun nasıl engellendiğini, ülkesi ve ailesi için gelecek beklentilerinin nasıl kendini feda psikolojisi verdiğini anlatmaya çalışacağım. Bu bölümde diğer türlerde de olan ama insanda bazen en üst düzeye çıkan “başkaları için fedakârlık” gibi davranışların anlamını aktaracağım. Kahramanların beyin yapısını ele alırken, demokrasi algımızın beyinle nasıl bir ilişkisi olduğunu ve demokrasinin toplumda nasıl daha iyiye gittiğini beyinsel olarak da vurgulayacağım. Yine bu bölümde özgürlük ve demokrasi, hak ve adalet kavramlarını, siyası kavram olarak demokrasiyi, toplumsal sözleşme gibi kavramları ele alacağım. Bu konuda ayrıca özgürlük talebi, özgürlük sınırı ve “ötekine” saygının da nasıl olabileceğini vurgulayacağım.
Altıncı bölümde, toplumsal bir uyumu ve demokrasi ruhunu derinden gösteren Yenikapı ruhunu ele alacağım. Türk toplumunun karakter ve mizacını konusunda yapılmış araştırmalardan da örnekler verip nasıl toplumsal bir beynimiz olduğunu göstermeye çalışacağım. Bireysel beyinlerin aynı duygu durumuna (sevgi, ortak değerler) girdiğinde nasıl büyük toplumsal bir beyin gibi görünebileceğini -belki de gerçekten de öyle olduğunu- bilimsel araştırmaların sonuçlarını size aktararak göstereceğim. Ayrı duygu olumsuz durumunda (nefret, kin, öfke, ötekileştirme) ise sadece toplumdaki kişilerin değil de beyinlerin de adacıklar olarak kaldığını göreceksiniz. Bunu köyünüz, kasabanız, şehriniz, ülkeniz ve hatta gezegenimize genellendiğinde ne gibi olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabileceğinizi açık olarak göreceksiniz.
Yedinci bölümde, benzer olayların yaşanmaması için eğitim sistemimizde kişi değil, beyin tabanlı eğitim vermemiz gerektiği konusuna değineceğim. Çünkü beynin değiştirilmesi kişiyi ve davranışlarını da değiştirir. Genel anlamda bakıldığında insan davranışları genetik özellikler gösterse de davranışlarımız çevre, yetiştiğimiz aile ortamı ve şartlardan da etkilenir. Genetik olarak babanız ve onun babası size katil genleri bıraksa da iyi bir çevrede yetişir ve iyi bir eğitim alırsanız katil genleriniz baskılanır ve sizi mistik biri haline getirebilir. Buna karşın yardımsever bir aileden gelen genler taşısanız, çevre şartları sizi bir gün katil yapabilir. Dolayısı ile çevrenin en önemlisi de eğitimin etkisini vurgulayacağım. Başkalarına saygı gösteren bireysel özgür beyinleri yetiştirmenin yollarını aktarmaya çalışacağım. Aynı zamanda, 15 Temmuz’da yaşadıklarımızın dini eğitimle de sıkı bir ilişkisi olduğundan din eğitiminin ve algısının nasıl olması gerektiği konusuna değineceğim. Bütün inançlarımızın dayandığı “kritik düşünmenin” de nasıl öğretilebileceği konusunda önerilerimi sunacağım.
Sonuçta…
15 Temmuz’dan sonra FETÖ ve terörist kalkışma konusunda birçok kitap yazıldı ve halen yazılmakta. Birçok belgesel çekildi ve çekilecek. Birçok tartışma yapıldı ve yapılacak. Bu kitabı okuduğunuzda, 15 Temmuz’da yaşadığımız işgal girişimine çok farklı bir yönden bakacaksınız: insan davranışı ve beyin açısından. Bu bakış açınız sadece 15 Temmuz ile sınırlı kalmayacak, günlük yaşamda da insan davranışlarını beyin temelli olarak bir sinir bilimci gibi anlayabileceksiniz. Sadece karşınızdakini anlamakla kalmayacak aynı zamanda kendinize de bir yolculuk yapma imkânınız olacak. Zaman içerisinde anne-baba olduğunuzda bunları hatırlayıp, yeni nesiller için çocuklarınızda da uygulayabileceksiniz. Sonuçta sizin beyniniz, onun beyni, çocuklarınızın beyni toplumun beynine dönecek ve “ötekinin” azaldığı daha iyi bir “beyinsel demokrasi” algısına ulaşacağız.
---
İNSANLAR HABİL-KABİL’DEN BERİ NEDEN ŞİDDET GÖSTERİRLER?
DOĞUŞTAN MI SUÇLU OLURUZ YOKSA SUÇ TOPLUMSAL MIDIR?
İÇİMİZDE TAŞIDIĞIMIZ SÜRÜNGEN BEYNİ BİZE NELER YAPTIRIR?
SAĞ-SOL BEYİN ARASINDAKİ SAVAŞ NASIL SİYASAL SAVAŞLARA YOL AÇAR?
SAĞ-SOL BEYİN DENGESİ NASIL SAĞLANIR?
BİZİ GERÇEKTE İNSAN YAPAN BEYNİMİZİN NERESİDİR?
ZİHİN KONTROLÜ İLE KATİL YARATMAK MÜMKÜN MÜDÜR?
HİPNOZ VE PSİŞİK ZİHİN KONTROLÜ VAR MIDIR?
ELEKTROMANYETİK DALGALARLA TOPLUMSAL BAŞKALDIRILAR YAPIALBİLİR Mİ?
MAHDİLİK BEKLENTİSİ NEDEN TEMBELLİĞİN DİĞER ADIDIR?
GÜNÜMÜZDE MEHDİLİK İDDİASINDA BULUNNANLAR KİMLERDİR?
AKIL HASTALIĞI VE MEHDİLİK İLİŞKİSİ NEDİR?
GURU YA DA MEHDİ OLMANIZ İÇİN NE GEREKİR?
TERÖRİSTLERİN VE PSİKOPATLARIN BEYNİ NEDEN FARKLI ÇALIŞIR?
FETÖ’NÜN CEMAAT BÜYÜKLÜĞÜ NASIL HESAPLANIR?
CEMAATLERDE İTAAT VE ÖTEKİLEŞTİME NASIL OLUR?
İKLİMİN VE GÜNEŞ, AY’IN ŞİDDET ÜZERİNE ETKİSİ VAR MIDIR?
NEDEN SAVAŞLAR VE DARBELER SICAK AYLARDA BAŞLAR?
TERÖR GRUPLARINA KATILANLARIN PSİKOLOJİSİ NASILDIR?
TERÖRİSTLER AKIL HASTASI MIDIR?
KAHRAMANLIK, FEDAKÂRLIK VE ÖZGECİLİK NEDEN OLUR?
TOPLUMU BİR ARADA TUTAN GÖRÜNMEYEN BAĞ VAR MIDIR?
İNSAN OLMAK İÇİN EMPATİ Mİ SEMPATİ Mİ GEREKLİDİR?
ZİKİR BEYNİ NASIL DEĞİŞTİRİR?
GELECEK NESİL İÇİN NASIL EĞİTİM POLİTİKASI OLMALI?
AYDINLANMA ÇAĞI İLKELERİNE NEDEN SAHİP ÇIKMALIYIZ?
KUZU POSTU GİYEN CEMAATLER NEDEN TEHLİKELİDİR?
BEYİN TABANLI EĞİTİM ANSIL YAPILMALIDIR?
Sultan Tarlacı, 1970 yılında Rize’de doğdu. 1995 yılında Tıp fakültesini birincilikle bitirerek Tıp doktoru, 2000 yılında Ege Üniversitesinden Nöroloji
2000 yılında, Beyin Araştırmaları Derneği Araştırma Teşvik Ödülü, 2001’de TÜBİTAK-Beyin Araştırmaları Derneği Araştırma Teşvik Ödülü ve 2003’de de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Sedat Simavi, Sağlık Bilimleri Ödülü almıştır. 2014 yılında Tıp Fakültesi, diş hekimliği, veterinerlik başta olmak üzere sağlık bilimleri öğrencilerini aynı sosyal çatı altında toplayan ve onları bilimsel araştırmalara yönlendiren NeoCortex öğrenci topluluğu tarafından ödüle layık görüldü.
2003’de yayınlanmaya başlanan, sinir bilimi ve kuantum fiziğini ele alan Uluslararası NeuroQuantology Dergisinin kurucusu, isim babası ve baş editörüdür. Dergi Ocak 2008’de Uluslararası bilimsel veri tabanlarına (SCI, SCI-E) kabul edildi. Halen 15. Yılında ve yayınına baş editörlüğünde düzenli olarak devam etmektedir. Konuyla ilgili yurt dışında NeuroQuantology adlı bir kitap yayınlanmıştır (Nova Publisher., 2014).
SCI’ye giren, 40’ın üzerinde nöroloji, sinir bilimi, nörofelsefe araştırma ve gözden geçirme makalesi yayınlamıştır. Bu makalelerine 1000’e yakın yabancı kaynaklarda atıf yapılmıştır.
Birçok TV programına sinir bilimleri, beyin, kognitif bilimler, sınır bilimler, bilincin farklı halleri ve davranış bilimleri konusunda davetli konuşmacı olarak katılmaktadır.
Nöroloji ile ilgili Acil Nörolojik Hastalıklar (2004/2008) adlı kitabı vardır. 2014 yılında “197 Gün” adlı romanı yayınlandı. Popüler bilim kitapları olarak ÖlümSözlük (2016), Schr
Türk Nöroloji Derneği altında hizmet veren, Nörolojik Yoğun Bakım ve Kognitif Nörobilim Grubu Çalışma Üyesidir. NeuroQuantology