Büyük Savaş Avrupa'yı kan ve ateşe boğarken, her iki tarafta da entelektüeller ülke sancaklarının altında saf tutar. Böyle bir dönemde, Alman kültür ve edebiyatına gönülden bağlı Fransız Romain Rolland, her iki taraftan çok yakın dostlarının olmasına rağmen idealist ve yılmaz bir pasifist tutum sergileyerek, "Savaşın Üzerinde: Pasifist Manifesto" eserini yayınlar. İşte bu eser sonrasında, yakın dostu Stefan Zweig “Avrupa’nın ahlaki bilinci” diyerek Rolland’ı gösterecektir.
Rolland'ın İsviçre'nin tarafsız topraklarından dünyaya yayılan bu etkili çağrısı, ona tarihin belki de en sansasyonel Nobel Edebiyat ödülünü getirir. Kendi vatanında "hain" ilan edilen yazar, ödül törenine bile katılamaz. Alman ve Fransızlar için durum açıktır: Savaşta tarafsız konumda olan İsveç ve Nobel komitesi açıkça taraf olmuştur. Evet, diyebiliriz ki Nobel ödüllerinin siyasi doğası, daha ilk dönemlerden itibaren tartışma konusudur.
Şu nokta çok önemlidir: Romain Rolland’ın pasifizmi, insanlığa genel bir sevgi çağrısından fazlasıdır; savaşın yıkıcı ve vasatlaştırıcı etkisine karşı, kültürün, niteliğin, sanatın ve seçkin değerlerin savunusudur.
İşte bu yüzden, Nobel komitesi, ödülü verirken onun yüce idealizmini ve hakikate olan tutkusunu vurgulamıştır. Elbet ödülü almasının en başta sebebi müthiş Jean-Christophe roman külliyatıdır, fakat ödülün “zamanlaması da manidar”dır.
Fihrist olarak, bu sansasyonel olduğu kadar; güçlü, vurucu, iddialı ve şaşmaz bir idealizmin savunusu eseri Türkçeye ilk kez kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İyi okumalar dileriz.
Romain Rolland, 29 Ocak 1866’da Fransa’nın Clamecy kentinde dünyaya geldi ve yirminci yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini aldı. École Normale Supérieure’de aldığı eğitim sırasında tarih ve müzik alanlarında derin bir birikim edindi. Erken yaşlardan itibaren müziğe olan tutkusu, özellikle Beethoven’a duyduğu hayranlıkla bilinir hale geldi ve bu sevda ona “Beethoven” (1903) biyografisini kaleme alma esinini verdi. İtalya’da geçirdiği yıllar boyunca Rönesans kültürü üzerine yoğunlaştığı araştırmaları sonucunda 1895’te Sorbonne’da müzik tarihi alanında doktora unvanını elde etti. Akademik yaşamının yanı sıra tiyatro yazarlığıyla da tanınan Rolland, özellikle “Saint-Louis” (1897) ve “Aërt” (1898) gibi tarihsel oyunlarıyla dikkat çekti.
Rolland’a asıl ünü getiren başyapıtı, 1904-1912 yılları arasında yayımlanan on ciltlik “Jean-Christophe” romanıydı. Bu görkemli eser, Alman bir müzik dehasının yaşam öyküsü aracılığıyla Avrupa medeniyetinin kapsamlı bir resmini sunuyordu ve yazara dünya çapında şöhret kazandırdı. Barışçıl inançları ve insancıl dünya görüşü nedeniyle Birinci Dünya Savaşı yıllarında ciddi zorluklarla karşılaştı. “Savaşın Üzerinde” (1915) manifestosuyla her iki tarafın milliyetçi çılgınlığına meydan okuyan Rolland, hem Almanya’da hem de ana vatanı Fransa’da sert eleştirilerin hedefi oldu. Yine de bu yürekli duruş, ona 1916’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandırdı. Ödül gerekçesinde, “yüce idealizm ve düşünce özgürlüğüne olan sarsılmaz inancı” özellikle vurgulandı.
Savaş sonrası dönemde Rolland, Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesini destekledi ve Mahatma Gandhi ile derin bir dostluk kurdu. Komünist fikirlere yakınlık gösteren yazar, 1930’larda Sovyetler Birliği’ni ziyaret etti ve Stalin çağının başlangıç yıllarına tanık oldu. “Büyülenen Ruh” (1922-1933) başlıklı yedi ciltlik ikinci büyük roman dizisi, toplumsal ve siyasal konularla yoğrulmuştu. Yaşamının son döneminde “Beethoven’ın Son Dörtlüsü” (1943) gibi müzik üzerine incelemeleriyle sanatsal mirasını taçlandırdı. 30 Aralık 1944’te Vézelay’da yaşama veda eden Rolland, sadece edebi eserleriyle değil, barış, adalet ve insan onuru uğruna verdiği mücadeleyle de anılmaya devam ediyor. Çağının en seçkin düşünürlerinden Tagore, Gandhi, Freud ve Stefan Zweig gibi isimlerle kurduğu entelektüel dostluklar, onun evrensel insancıl kimliğinin en güçlü kanıtlarıdır.