Kılıçların şakırtısı, ilahi bir dehşet ve vatan aşkının sönmeyen ateşi: Giuseppe Verdi’nin ölümsüz başkaldırısı Attila...
MS 5. yüzyıl... Avrupa’yı titreten Hun İmparatoru Attila, yerle bir ettiği Aquileia şehrinin alevleri arasından İtalya'nın kalbine, Roma'ya doğru durdurulamaz bir şekilde ilerliyor. Ancak karşısında sadece zayıflamış bir imparatorluk değil; vatanı ve katledilen babası için kılıç kuşanan savaşçı kadın Odabella, sürgündeki sevgilisi Foresto ve Roma’nın onurunu korumaya ant içmiş mağrur komutan Ezio vardır. Savaşın kanlı meydanlarından gelecekteki Venedik'in kurulacağı sisli lagünlere, görkemli ziyafet çadırlarından ilahi mucizelere uzanan bu destan; ihanet ile sadakatin, kaba kuvvet ile içsel dehşetin amansız çatışmasını sahneye taşıyor.
Giuseppe Verdi’nin, "Kürek Mahkûmu Yılları" olarak adlandırdığı o fırtınalı döneminde bestelediği Attila, 19. yüzyıl İtalya'sının özgürlük çığlığını notalara döken kusursuz bir başyapıttır.
***
Opera klasikleri dizisi, libretto külliyatına odaklanmaktadır. Eserlere bir zamandizini, önsöz ve sinopsis ile açılış yapıyoruz; librettonun özgün dili ile birlikte Türkçe çevirisini okurlarımıza sunuyor, bilgilendirici dipnotlar eşliğinde her kesimden müziksevere hitap etmeyi amaçlıyoruz. Fihrist olarak, opera metinlerini Türkçeye kazandırmaktan ve bütüncül bir bilinç ile okurumuza sunmaktan onur duyuyoruz.
Giuseppe Verdi, 10 Ekim 1813’te İtalya’nın Parma kenti yakınlarındaki Le Roncole köyünde doğdu. Küçük yaşta müzikal yeteneği keşfedilen Verdi, Milano Konservatuvarı’na kabul edilmese de özel derslerle eğitimini tamamladı. Kariyerinin başlarında eşini ve iki küçük çocuğunu peş peşe kaybetmenin acısıyla sarsılıp müziği bırakma noktasına gelse de, 1842’de bestelediği Nabucco operasıyla eşine az rastlanır bir çıkış yakaladı. Özellikle bu eserdeki meşhur köleler korosu, Avusturya işgali altındaki İtalyan halkının bağımsızlık ve siyasi birlik mücadelesiyle (Risorgimento) özdeşleşerek, genç besteciyi bir gecede ulusal bir sembole dönüştürdü.
“Kürek Mahkûmu Yılları” (Anni di Galera) olarak adlandırdığı ve durmaksızın eser ürettiği zorlu bir dönemin ardından Verdi, müzikal dilini derinleştirerek olgunluk evresine adım attı. 1850’lerin başında art arda bestelediği Rigoletto (1851), Il trovatore (1853) ve La traviata (1853) ile Avrupa’nın en büyük opera bestecisi konumuna yükseldi. Bu ustalık dönemi eserlerinde, dönemin süslü ve gösterişe dayalı geleneksel kalıplarını yıkarak; insan psikolojisine, toplumsal gerçekçiliğe ve dramatik akıcılığa odaklanan yenilikçi bir tiyatro anlayışı inşa etti.
Kariyerinin son evresinde müzikal vizyonunu daha da rafine hale getiren besteci; Aida, Don Carlos ve Shakespeare hayranlığının zirvesi olan Otello ile Falstaff gibi anıtsal başyapıtlara imza attı. Sanatsal dehasının yanı sıra alçakgönüllülüğü ve hayırseverliğiyle de tanınan Verdi, servetiyle yaşlı ve yoksul müzisyenler için Milano’da bir dinlenme evi (Casa di Riposo per Musicisti) inşa ettirdi ve burayı “en güzel eserim” olarak nitelendirdi. 27 Ocak 1901’de hayata veda ettiğinde, yüz binlerce kişinin katıldığı bir cenaze töreniyle uğurlandı ve ardında 19. yüzyıl opera sanatını kökünden değiştiren ölümsüz bir miras bıraktı.