Yirminci yüzyılın en cüretkâr ve etkili zihinlerinden biri, modern evrimsel perspektifi bütüncül bir şekilde bilim dünyasına kazandıran biyolog ve filozof Sir Julian Huxley; “Transhümanizm” kavramını da literatüre kazandıran isim.
Huxley bu eseri ile bizlere insanlığın geleceğine dair adeta bilimsel bir inanç manifestosu sunuyor. Ona göre bilim, bize evrenin sırlarını açarak devasa bir “yeni şarap” sunmuştur; fakat dinin, geleneksel ahlakın ve modası geçmiş ideolojilerin “eski şişeleri” artık bu bilgiyi taşıyamaz. Huxley’e göre insanlık kendisine bilimsel gerçeklere dayalı yeni bir rota çizecektir. Bu rotanın adı Evrimci Hümanizm’dir; yani insanlığın, evrimin direksiyonuna geçerek kendi kaderini bilinçli olarak şekillendirmesi. Bu cüretkâr yolun nihai hedefi ise Transhümanizm’dir: Bilim ve teknolojiyi kullanarak biyolojik sınırlarımızı aşmak ve insan türünü daha üstün bir varoluş seviyesine taşımak.
Kardeşi Aldous Huxley’in bilimci teknokratik totaliteryenizm eleştirilerine karşın, Julian Huxley, bilimin önderliğindeki ilerlemeci geleceğe umutla bakar. Ancak Huxley’in sunduğu bu büyük ilerlemecilik projesi, günümüzde hararetle tartışılan soruları beraberinde getirir. İnsanlığın kolektif geleceğini bilimsel olarak planlama fikri, kaçınılmaz olarak biyopolitika ve öjeni gibi sulara yelken açar. İnsan soyunun “ıslahı” ve “kalitesinin” artırılması gibi hedefler, bireysel özgürlükler için nasıl bir tehdit oluşturur? “İyi” ve “istenilen” bir geleceğin ne olduğuna kim karar verecektir? Yeni Şarap İçin Yeni Şişeler, hem bilimsel ilerlemenin sunduğu sonsuz potansiyele dair bir ilahi hem de bu gücün barındır dığı totaliter tehlikelere karşı günümüze ve geleceğe seslenen bir uyarıdır.
Bu kitap, insanlığın kendi tanrısı olma ihtimaliyle ve bu rolün getirdiği muazzam sorumlulukla yüzleşmeye cesareti olan herkes için başvuru kaynağı. Bilim dinini büyük bir ilerlemeci özgüven ile inşa etme çabası; transhümanist manifesto. İyi okumalar dileriz.
Sir Julian Sorell Huxley (22 Haziran 1887 – 14 Şubat 1975), yirminci yüzyılın en etkili İngiliz evrimsel biyologlarından, filozoflarından ve uluslararası yöneticilerinden biriydi. Darwin’in Buldogu olarak bilinen Thomas Henry Huxley’in torunu ve Cesur Yeni Dünya romanının yazarı Aldous Huxley’in ağabeyi olarak, dönemin en önemli entelektüel ailelerinden birine mensuptu. Eğitimini Eton College ve Oxford Üniversitesi’nde tamamlayan Huxley, kariyerine zooloji ve biyoloji alanlarında yaptığı akademik çalışmalarla başladı. Esas ününü, farklı bilimsel disiplinleri bir araya getirdiği sentezleyici rolüyle kazandı ve bilimsel bilgiyi halka ulaştırma konusundaki tutkusuyla tanındı.
Huxley’in bilim dünyasındaki en kalıcı mirası, 1942’de yayımladığı Evolution: The Modern Synthesis (Evrim: Modern Sentez) adlı anıtsal eseridir. Bu kitapla, Darwin’in doğal seçilim teorisi ile Mendel’in genetik bilimini, paleontoloji ve sistematik gibi alanlarla birleştirerek modern evrim teorisinin temelini attı. Bilimsel katkılarının yanı sıra, küresel kurumların şekillenmesinde de kilit bir rol oynadı. 1946-1948 yılları arasında Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) ilk Genel Direktörü olarak görev yaptı ve örgütün bilimsel vizyonunu belirledi. Aynı zamanda doğa koruma alanında da bir öncü olup, 1961’de Dünya Vahşi Yaşam Fonu’nun (WWF) kurucuları arasında yer aldı.
Düşünsel alanda ise Huxley, bilimin insanlık için yeni bir anlam ve ahlak sistemi sunabileceğini savunan evrimci hümanizm felsefesini geliştirdi. İnsanın bilim ve teknoloji aracılığıyla kendi biyolojik ve zihinsel sınırlarını aşabileceği fikrini ifade etmek için transhumanizm terimini popülerleştiren ilk düşünürlerden biri oldu. Ancak mirası, özellikle insan soyunun ıslahını savunan öjeni konusundaki erken dönem görüşleri nedeniyle tartışmalıdır. Nazi Almanyası’nın uygulamalarından sonra bu fikrin zorlayıcı ve ırkçı yönlerine karşı çıksa da, insanlığın genetik geleceğinin planlanması gerektiği yönündeki temel inancı, kariyeri boyunca düşüncelerinin karmaşık bir parçası olarak kaldı.