“Pekala. Yani ya boyutlar arasında gezinti yapan bir ejderha var ya da birden fazlalar.”
Ejderhaya yeniden baktım.
“Bu mümkün mü?”
“Boyutlar arasında gezmek mi? O kanatlarla her şey mümkün olabilir sanırım.”
Yavaşça ayağa kalktım.
“Rüyalar Alemi’nde ölürsen gerçek hayatta uyanırsın. Yani böyle olur, değil mi?”
Ellerini yukarı kaldırdı.
“Hiçbir fikrim yok.”
“Pekala. Yok olursam beni geri getirmeye çalış.”
Başını salladı. Mavi gözlerine gizlenmiş anlam veremediğim bir duygu vardı. Fazla kafa yormak yerine önüme döndüm ve ağaçların arasından olabildiğince sessiz bir şekilde açıklığa çıktım. Ejderha kanatlarını suya daldırıp çıkardıkça suyun rengi değişiyor, altın rengi bir sıvıyla kaplanıyordu.
Ayağım kuru bir dala basınca çıtırdadı ve ejderha kükreyerek bana döndü. Yerimden kıpırdamak için çok geçti. Sivri dişleri cılız bedenimi ezmek için tasarlanmış gibiydi.
Korkumu azaltmaya çalıştım. Alt tarafı bir rüyaydı ve ben harika bir yaratığı inceme fırsatı kazanmıştım. Derin bir nefes aldıktan sonra bir adım daha attım, dizlerimin üzerine çökerek saygımı, ona zarar verme isteğimin olmadığını gösterdim.
Kehribar gözleri kırmızıya dönerken boynunu aşağıya indirip bana yaklaştırdı, uzun uzun kokladı. Geçmiş çağların birinden kopup gelen efsanevi yaratık dişlerini cesurca sergiledi ve yeniden kükredi.
Saçlarım nefesiyle oluşturduğu sıcak rüzgar ile birlikte dalgalandı. Korkudan nefes almayı bile unutmuştum fakat kaçmadım. İçimdeki titreşen güç yeniden ortaya çıktı ve yaratığın gözleri kızıldan kehribara döndü.