Hiç kimsenin yalan isnatlarla mahkûm edilmediği, bebeklerin zindanlarda büyümediği, toplumsal linçin olmadığı ve tüm geçmişini bir sırt çantasına dolduran insanların üç dakikada mülteci sayılmadığı o özgür günlere -ki ben göreceğimize yürekten inanıyorum- selam göndermek amacıyla yazıldı.
Kendilerine başka seçenek bırakılmadığı için varını yoğunu bir kaçakçıya teslim edip, sonra da Meriç’in serin sularında şehit olan masumları unutturmamak için yazıldı…
Âdeta bir açık ve kapalı cezaevine dönüştürülen canım ülkemdeki mağdurların yaşadığı acılara tercüman olmak için yazıldı…
Kâbil’den beridir süregelen zulümlerin müsebbibi olan zalim muktedirlerin yapıp ettiklerine ötede şahitlik edebilmek için yazıldı…
Gurbette veya sılada isyan etmeyerek her hal üzere şükredenlerin, ötelerden bir inşirah bekleyenlerin dualarına “ÂMÎN” demek için yazıldı.
Bir sonbahar günü veya bir ilkbahar sabahı veyahut bir kış ya da yaz gecesi gurbete diye bir bilinmeze yola çıkıp, sevdiklerini gözleri yaşlı ardında bırakanların hatırasına yazıldı.
Başka mülteciler tanıdı, hikayelerini dinledi, kendine acımayı bıraktı.
Ve kendine yeni bir hedef belirledi; “öncelikle insan olmak…
Küçük bir kasabada doğdu ama kocaman hayallerle büyüdü.
Çocukken hikayeler anlattı ve büyüyünce “gazeteci” olmak istedi.
Hep “Kitap Kolu Başkanı” oldu, hep kitapları sevdi, hep okudu, biraz da yazabildi...
Herkes gibi üzüldü, hatalar yaptı, hayal kırıklıkları yaşadı. Fakat hikayesini güzelleştiren insanlar tanıdı ve anılar biriktirdi.
Hikayelere ilgi duydu; yaşanmış ve yaşanması mümkün hikayelere…
Gazeteci olmak istiyordu fakat “Radyo TV” okudu.
Kendi hikayesinin baş rolünde oynadı, hayallerine kavuştu, şükretti.
İşe mutfağından, muhabirlik yaparak başladı…
Sayısız senaryo yazdı… Beş yıl editörlük yaptı. Anne ve babasının gurur kaynağı oldu.
Sonbaharı, çiçekleri, zeytin ağaçlarını, Türk kahvesini ve İstanbul’u bir başka sevdi…
Zalimle mazlumun savaşında mazlumun tarafında saf tuttu.
Doğru ve yanlışın birbirine karıştığı, dostların düşmana dönüştüğü, tüm kutsal değerlerin siyasete alet edildiği bir İstanbul’u daha fazla sevemedi…
“Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi?” ayetini rehber edindi, haritada kendine yer beğendi.
Gün geldi muhacir oldu… Mülteci oldu…
Kâh ağladı, kâh özledi, en çok da tecrübe ve temaşa etti… Dua etti…
Sıfırlandı…